Arthur Benjamin Bridger’ı bugünlerde bir barda, en loş köşede, önündeki buzları çoktan erimiş viski bardağına boş boş bakarken bulabilirsiniz. 15 Mart 1991 doğumlu bir adamın gözlerinde bu kadar fazla ölü toprağı olması normal değil, ama zaten Arthur uzun zamandır normal bir hayat yaşamıyor.
Amerika’nın o gürültülü ve bitmek bilmeyen telaşında doğmuş olsa da, ilk gerçek sürgününü lisede yaşadı. Ailesi onu İngiltere’nin gri gökyüzüne, iyi ütülenmiş formaların ve asırlık taş binaların arasına gönde...
