Ezra Edwins, Stockholm’ün soğuk sokaklarında yürürken artık yüzü kimseye yabancı değildi. Tanınmak gibi bir derdi yoktu—aksine tanınmamak için kimlik üzerine kimlik üretmişti kendine—ama yeraltı dünyası onu çoktan kendi efsanesi ilan etmişti. “Sessiz Usta”, “Grayhand”, “Gölge”… Ne derlerse desinler, Ezra’nın gözlerinde artık sadece bir şey parlıyordu: boşluk.
Lucien’in ölümünden sonra Ezra kaybolmuştu. Sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da. Aylarca bir dağ kulübesinde, çürümüş tahtalar...
